çek git bebeğim uzaklara
Çoğunu itiraf etmesem de kitap seçerken takıntılarımın esiriyim. Mesela elde bir yazarın okunmadık bir kitabı varsa ve bir müddet daha okumayı düşünmüyorsam, ilgimi çok çekse de o yazarın başka kitabını almam. Kapağı çocuksu olan ya da bol yeşil tonu içeren kitaplara gereksiz antipatim vardır, almam için yazarına ya da önerene çok güvenmem gerekir. Tanıtımını itici bulduğum bir kitaba sittin sene elimi sürmem. (Güncel örnek, bu aralar pek bir popüler Hakan Günday kitabı Ziyan, "Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var artık.") Buna karşın, ilgi çekici bir kapak (Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın), ön - arka kapağında sevdiğim bir yazarın övgü dolu sözlerinin bulunması (Fransız Teğmenin Kadını) , yayınevine duyduğum inanç (Lanark) ya da kitabın çevirmenine duyduğum sempati (Dünyanın Sonundaki Ev - Püren Özgören) o kitabı almam ve okumam için yeterli olabilir. Gece Gibi Geçiyorum'u alış nedenim bunların hiçbirisine girmiyor (dolaylı olarak birine), okumam daha doğrusu listede öne almam ise tek nedenden, Roth'un arka kapaktaki sözlerinden : "Jonathan Ames'in toplumun kıyısında yaşayan genç kahramanı sanki Jean Genet ile Gönülçelen'in, Holden Caufield'in AIDS çağındaki bir karışımı. Güçlü, duru ve renkvermez üslup gerçek bir başarı."
Şimdi bu sözlerin üzerine kitaba başlamaya karar veren, üstüne arka kapaktaki "Kuzey Amerikalı Aylak Adam" ya da "Camus'nün Yabancı'sını hatırlatan mutlak bir yitmişlik" yazılarını okuyup iyice gaza gelen okuyucunun beklentilerini düşünün, kitapları okumuşsanız zorlanacağınızı sanmıyorum. Sonra elinizde kalana bakın: Her şey var, fahişelerden berduşlara, anlamsız korkulardan (kör eden New York yağmuru) tatmin edilmesi acı veren isteklere, intihara eğilimli sorunlu kız arkadaştan, gizliden gizliye aşık olunan en iyi arkadaşın hala hissedilen yokluğuna ve anlamlandırılamayan kopukluğuna her şey. Ve aslında hiçbir şey yok, bütün bunları okurken hissedilen şey sadece bir boşluk. Roth, üslubu nasıl başarılı bulmuş bilmiyorum. Belki ailesinden uzak, cinsellikle sorunları olan, Yahudi kahraman Alexander Vine'ın, kendisinin ünlü kahramanı Portnoy'un, eğilimleri hemcinsine yönelmiş mizahtan uzak bir kopyası oluşuna "Taklitler, asıllarını yaşatır." mottosuyla yaklaşmıştır, bilemeyeceğim. Tek bildiğim bir daha herhangi bir yazarın sözüne (%90'ı abartı) güvenip herhangi bir kitabı almayacağım, okumayacağım. Bulmak ve okumak için gösterdiğim çabaya yazık.
Ayrıca o arka kapak yazısını hazırlayanı dövmek lazım.
















