30 Ara 2010

Yıl Sonu Değerlendirmesi


Alınan Kitap : 100+

Okunan Kitap : 91

Yarıda Bırakılanlar : Ağaca Tüneyen Baron (Cosimo ağaçtan ağaca zıplarken benim de sinirlerim zıpladı, üçlemenin kalan 2 kitabını okumaktan vazgeçtiğimi söylememe gerek yok sanırım, üzgünüm Godfather), Libby (Roth okumaktan soğumamın müsebbibi), Hadrianus'un Anıları (Bu kitaba tekrar dönmeyi düşünüyorum, o yüzden şimdilik bir şey söylemeyeceğim.)

En Uzun Okuma : İlahi Komedya (3. denemede de Cehennem'den sonrasına geçmeyi başaramadım, Araf ve Cennet'i görmeye o kadar istekli değilim demek.)

En Usandırıcı Okuma : Kasvetli Ev (Fuarda Müşterek Dostumuz'u sepete koydum, Kasvetli Ev'i okuma sürecimi anımsayıp çıkardım, sonra kısa versiyonunu çok sevdiğim geldi aklıma tekrar koydum, süreci anımsayıp çıkardım, Desmond'ın kitabı en sona saklaması geldi aklıma sonra tekrar koydum ve evet, süreci anımsayıp çıkardım. Tüm bahanelerim tükendiğinden bir daha Dickens okuyacağımı sanmıyorum.)


En Kötü Kitap : Bu sene geçen senelere oranla daha verimli geçti. Bunda ilk 50 sayfasını sevmediğim çoğu kitabı okumakta ısrar etmememin, öneriler yerine sahiden canımın çektiği kitapları okumamın ve sırf iyi ya da klasik addedildiği için bir kitabı okumam gerekmediğine nihayet razı gelmemin ve New York Times Bestseller'ların (en abartılı ve en yanıltıcı arka kapak yazıları) çoğundan fersah fersah kaçışımın payı büyük. Bu sene okuduğum çoğu kitabı sevdim. 

Capote, Joyce Carol Oates'un halkın gözleri önünde kafasının kesilmesi gerektiğinden bahseder. "Onu okurken kusman garantidir." diye ekler. Amerikan Damak Zevki'ni okurken Capote'nin bu sözünü çok tekrar ettim. Bir daha Oates okumamamı garantileyen bu kitaptan uzak durmanızı öneririm. Anlamadığım tek şey Oates bu kadar kötü bir yazarken nasıl oluyor da kurslarından çıkanlar iyi yazar oluyor? (Bkz: Jonathan Safran Foer) Bu da ayrı bir yazı konusu olabilir sanırım, hmm.

Yılın Sürprizi : Millenium Üçlemesi. İtiraf etmem gerekiyor, kafa dağıtmak için ve kitapları çok beğenen kardeşimle atışabilmek için okumaya başladım. Bir hiçle karşılaşacağımı umarken (hayır, beklerken değil, sahiden umarken) çok iyi kurgulanmış bir kitapla karşılaştım. (Lisbeth'e, Blomkvist'e ya da Stieg Larsson'un farklı bakış açılarına değinmeyi gereksiz buluyorum.) İkincisi ve ardından üçüncüsü ki kindle'da okuduğum ilk kitap oldu, beğenimi daha da arttırdı. Keşke Larsson yaşasaydı da 10 kitaplık seriyi tamamlayabilseydi. 


Yılın Yazarı : Adını takip ettiğim bloggerlardan sık sık duymaya başladığım Barış Bıçakçı'nın mükemmel çıkmasını beklemiyordum. Çünkü 6 kitabı vardı. İyi yazarların az yazması gerektiğini düşünüyormuşum. Ama Barış Bıçakçı çok yazmalı, daha çok yazmalı. Geride 4 kitabı olmasına rağmen okumaya kıyamıyorum. Barış Bıçakçı okumak, kışın puslu havada yorgan altında kitap okumak gibi, kimseyle konuşmak istemediğin bir anda içini dökebileceğin birini aniden karşında bulmak gibi, sıkıntıdan ne yapacağını bilemez, odada bir o yana bir bu yana dönerken bir anda sakinleşip huzurla dolmak gibi. O yüzden çok yazmalı ki, ben de kalan kitaplarını tükenme riski olmadan okuyabileyim.

Yılın "Ne Yazsa Okurum Artık" Yazarları : Bu sene çok farklı yazarlar keşfettiğim bir yıl oldu. Levent Yılmaz'ın abartılı olduğunu düşündüğüm bir arka kapak yazısıyla tanıttığı Nicholas Christopher bunlardan biri. Franklin Flyer geçen sene birkaç sayfasını okuyup daha sonra okumak üzere kenara ayırdığım kitaplardan biriydi. İyi ki bırakmışım, yıllar beşer onar sayfalarla geçerken Flyer'ın peşinden sürüklenmenin bu kadar zevk vereceğini düşünemezdim. (söylemiş miydim, Yılmaz'ın salladığını düşünmüştüm) 

Gökdemir İhsan'ın Kurmaca Alıştırmaları bu yılın en eğlenceli ve en zekice okumalarından biriydi. Pinol'un tükenen kitabı Soğuk Deri arka kapak yazısını bile aşan güzellikte bir kitaptı. Henüz yaşayan (çok şükür) bu üç yazarı çok büyük bir hayal kırıklığına uğramadığım sürece takip etmeyi düşünüyorum. Bir de müteveffa ama tüm kitaplarını okumadığım yazarlar var elbette. Neyse onları yeri hangi kitabı elime geçse okurum ya da hangi kitabı çevrilse okurum kategorilerine koyarız. :)

En Sevdiğim Kitaplar : Klasik kategorilerden devam. Bu sene bloga sevdiğim kitaplar etiketiyle eklediklerim haricinde sevip de tembellikten ya da vakitsizlikten yazamadığım birçok kitap okudum. Javier Marias'ın Yazınsal Yaşamlar'ı beni çok eğlendirdi mesela (ve iğrendirdi, kim Joyce'un mektuplarında böyle şeyler yazdığını tahmin edebilirdi). Yazmayı çok istediğim Berlin-Alexander Meydanı var sonra, anlatıcı değiştirmede en usta roman ilan edebilirim rahatlıkla, Nabokov'un okuduğum her kitabını, kimisini az (Karanlıkta Kahkaha) kimisini çok (Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı) kimisini çok çok (Göz) sevdim.  Kopyalanmış Adam'ı okurken daha iç bayıcı ve sıkıcı ve klişe bir şey bekliyordum ama okuduğum en iyi (evet, Dostoyevski'nin Öteki'si ve Nabokov'un Cinnet'i dahil) ikiz teması barındıran romanla karşılaştım. Badenheim 1939, iç ürpertici bir kısa romandı, auschwitz yolcuları trene bindikten sonra ağaçların derin nefes almasının şoku bir yana bütün olan biten bir Kafka romanını andırıyordu. Duygusal Eğitim, Flaubert'e hayran olmamı sağladı (Salambo ve George Sand'le mektuplaşmalarını okuduktan sonra hayranlığım dinmeye başladı ama James Wood'un Kurmaca Nasıl İşler? kitabından sonra yeniden, en azından merakım, artmaya başlayacak gibi, bakalım.) Ve O Hiçbir Şey Demedi ve 9 Buçukta Bilardo ise her sene en az bir Böll romanı okumaya karar vermeme neden oldu. Onat Kutlar'ın İshak'ı ve Ferit Edgü'nün Hakkari'de Bir Mevsim'i geç kalmış okumalardandı. Taş-Kağıt-Makas, bana en güzel öykülerden birini okuma fırsatı sundu, Suzan Defter.  Tanrı Beni Görüyor Mu? çok iyi öykülerin toplandığı bir Gülsoy klasiğiydi. İyi İnsan Bulmak Zor daha önce Mungan'ın bir derlemesinde tek öyküsünü okuduğum bir yazarın öykülerini okuma fırsatını sundu. Ve evet, O'Connor herkesin övdüğü kadar varmış. 


Yılın Kitabı : Burada 2 kitap birinciliği paylaşacak, aslında kötülerin kötüsü seçtiğim Oates'un da zirve ortağı vardı (Gözbağının Ardından adlı boktan kitabıyla Siri Hustvedt) ama üşendiğimden yazmadım. Burada 2 kitabı da yazmayı göze almamın nedeni birini daha önce yazmış olmam. Evet, İçeriye Bakan Kim'den bahsediyorum. Ortağı ise Oğuz Atay üzerine yazılmış en iyi kitap, Ben Buradayım.  Oğuz Atay'ın yaşamını derli toplu sunması ya da kitaplarının tatmin edici eleştirilerini sunması bir yana, Atay'ın yaşamıyla kurmacaları arasındaki ilişkiyi göstermesi açısından da çok önemli bu kitap. Ecevit'in iz sürücülüğü, bilgisi ve araştırmacı ruhu takdire şayan.

Yılın Sahaf Keşfi : Bu sene Nadirkitap sayesinde senelerdir bulamadığım çoğu kitabı alabildim. Var olduğunu bile bilmediğim muhteşem kitap Alıklar Birliği'nin yazarının 16 yaşında yazdığı ilk romanı Neon Işıklı İncil'den tutun, 2005'ten beri aradığım Nabokov'un Edebiyat Dersleri'ne kadar. Yılın Sahaf Keşfi ödülünü ise İletişim'in uzun yıllar önce yayımlayıp yeni baskı yapmaya gerek görmediği Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz aldı.İyi bir öykü okuruysanız Carver'ı muhakkak okumalısınız, özellikle Kameriye'yi. Buradan başlayabilirsiniz.

Yılın Blog Keşifleri

Kunegond'un Penceresinden : Yazmak için her yolu denemesi, birçok kitap alması, iş yazmaya gelince kaytaracak tonla şey bulmasıyla bana benzemesi onu sevmem için bir neden. Bir diğeri, içini döktüğü, yakındığı yazılarda bile kendini okutabilmesi. Prokrastinasyon yazısıyla başlamanızı öneririm.

Çiçek Dirilticisi : Okuyor, sonra altını çizdiklerini yazıyor. Okuduğu her kitabı üşenmeden eklemesinden dolayı takdirlerimi kazandı. Okuma yelpazesi de çok geniş. Ve evet, bazı alıntıları kitapları tekrar karıştırmama neden oluyor. 

Ekmek Kuram :  Derin okuma süreçleri, büyük bilgi birikimiyle bezeli yazılar. Evet, bir solukta okunmayacak yazılar yazıyor. Ama insanın ufkunu açıyor. Buradan buyurun.

Film ya da dizilerden güncel sayılabilecek bir şey izlemediğim için kitaplar ve bloglarla sınırlı kaldı bu yıl değerlendirmesi. 2011 olmadan bu yazıyı yazabildiğim için mutluyum. İyi yıllar ve iyi okumalar sayın izlekler! 



7 yorum:

farukahmet dedi ki...

Alıp da kapağını bile açmadıkların?

Tavsiye kabul etmiyormuşsun artık ama, sözün var, Stendhal'a bir el at sen bence yine de.

cagin dedi ki...

Gene dehset bi yazi yazmissin:)) hele gecmis sene hesaplasmalarinin verdigi tiksintiden sonra ilac gibi geldi..

Bu sene Bicakci'yi senden duyup ustune acgozluluk yapip dort kitabini bir haftada okumustum, hataydi tabi, agir agir, tadini ala ala okumak gerekirmis, sonra kis bunaltilari kabus gibi cokermis insanin tepesine, bizim buyuk caresizligimiz dedirtip dururmus..

Godfather meselesine gelince, baronu sevmemeni anliyorum tabi ama insan yine de "onun gibi yasamak isterdim" dedigi, dunyadaki tek insani savunmak istiyor.. Varolmayan Sovalye'yi benim icin buyuk kilan burda karsilastigim cogu insanda varolmayan sovalyeyi gormem ve ahanda budur dememdi. Ayni en karanlik anlarimda midemde bir bunalti hissedip ahanda Sartre demem gibi, haha..

neyse, Agaca Tuneyen Baron farkli tabi, aslinda dusununce Atalarimiz'daki uc kitap da tarz olarak birbirinden farkli, Vikont en az sevdigim, onu gecelim, mesela Varolmayan Sovalye alegorik veya simgesel herneyse ondanken, Agaca Tuneyen Baron'da sey var, dunyada buyuk ihtimalle hicbir zaman gerceklesmeyecek ve gayet absurd ama ayni zamanda yapilabilmesi tamamen mumkun olan bir olay var ve isim baban bunu super gercekci bir sekilde, butun ayrintilari vererek kurguluyor, simdi tam hatirlamiyorum tabi ama Baron'un nasil yasadigini, nasil beslendigini/avlandigini, nasil asik oldugunu, nasil inat ettigini, nasil inadindan vazgecmedigini goruyor ve ahanda why not diyoruz. ya iste insanoglu umman azizim, kimi konusan kedi veya Colonel Sanders gorunce aa supermis diyor, bana da biricik baronumuz ilginc geliyor.. neyse cok da iyi bi savunma olmadi, zaten savasta da diiliz, savas demisken bugun Lisbeth'in mahkeme sahnesi de superdi, haha..

Ludmilla dedi ki...

@Faruk Ahmet: Onları da yazsaydım yazının sonuna gelebilecek kimse olmazdı sanırım. :) Goodreads'teki okunacaklar arasında bir kısmını görebilirsin ama çoğunu hiçbir listeye ekle(ye)mediğimi itiraf etmeliyim. Önceki sene okumadığım kaç kitabım var ve tam da bu yüzden uzun bir süre kitap almamalıyım konulu listemde bir kısmını sıralamıştım, hiçbir şeyin beni durduramayacağını anladığım andan itibaren bundan da vazgeçtim. Tamam kabul çoğunu asla okumayacağım, biliyorum ama en azından tozlarını alıyorum. :)

Stendhal, evet, Parma Manastırı ile başlarım sanırım, Helikopter baskısını aldım fuardan, iştah açıcı bir baskı.

@Çağın: Bu Bıçakçı meselesi çok ilginç aslında. Okumadan sana oku dedim, sen okudun bana oku dedin. :) Herhalde ilk kez oluyor böyle.

Calvino'nun üçlemesini senin gibi okuyabilsem/görebilsem (ki isterdim) başucu kitaplarımdan olurlardı sanırım, bilmiyorum, içine giremedim sanırım. Cosimo'nun serüveni/başkaldırışı/isyanı başlarda umut ve heyecan vaat etse de sonrasında can sıkıcı bir şeye dönüştü.

PS: Her yorumunda Murakami'ye laf atma huyundan bir vazgeçsen diyorum. :) Bak bu ay yeni kitabı da çıkıyor. :))

ahmet önel dedi ki...

merhabalar...
sitenizi keyifle inceledim... çalışkanlılığınız şaşkınlık verici..
ne ki, eleştiri ya da önerilere de açık olmak kaçınılmazmış gibi geldi bana..
örneğin calvino meselesi..sizin sıkıntıyla yarım bıraktığınız "baron" beni postmodern edebiyatla buluşturan bir yapıt olmuştur..belki de calvino okumaya yanlış bir yapıttan başladınız.. üçlemeyi bir yana bırakıp, örneğin "bir kış günü eğer bir yolcu" ya da "varolmayan kentler"i okuyarak başlamaya ne dersiniz?
yılın kitaplarıyla ilgili değerlendirmenizin ikinci bir "değerlendirmesine" girmek için küçük bir kapı araladım yalnızca... bu başlangıçta "tesbitlerin" ötesinde atlanmış, dahası açık haksızlığa uğramış yapıtlardan küçük bir liste sunmak isterdim. ne ki, öncelikle "cesaretlendirilmem" gerekiyor.. nazlandığım için değil! sahanın yeni bir oyuncusuyum ve kurallardan fazla hebardar değilim!
her şeyin ötesinde, varlığınız insanı mutlu eden bir şey... biliyorum ki, orada bir yerde okuyan, izleyen, değerlendiren, ve topladıklarını başkalarıyla paylaşan biri var! sanatın, hayatın, yaşamın ve erdemin farkındalığıyla ilgili kalem oynatan biri beni umutlandırıyor... hoşluklar.. ahmet önel

Ludmilla dedi ki...

@Ahmet Önel: Merhaba,
Aslında Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu başucu kitaplarımdandır, mahlasım da ideal okur Ludmilla'dan (ç)alıntı. Görünmez Kentler de öyle keza. Neden bilmiyorum, belki üçlemenin kitaplarını uzun süre yeni basımı yapılmadığından çok aradığımdan ve çok şey umduğumdandır, nihayet başladığımda bana tat vermedi Ağaca Tüneyen Baron. İlerde tekrar okurum belki, ilk değerlendirmenin yanlışlığını vs yazarım ya da yazmam, ama sanırım şu an Calvino okumanın zamanı değil benim için.:)

Elbette sizin listenizi de görmek isterim, yorumlar bunun için var ve bu tarz yorumlar beni daha mutlu ediyor. :)

Güzel sözleriniz için çok çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum. Aslında eskisi kadar çalışkan değilim, bilakis tembellikten hiçbir kitap hakkında yazamadım ne zamandır. Böyle durumlarda değerlendirmeler ilaç gibi her şeye yetişiyor, her kitaptan bir cümleyle bahsetme fırsatı ve iç rahatlığı vs. :)

Sevgiler,
L.

Pembe Gözlüklü Kedi dedi ki...

Bazen kotu futbolcudan iyi teknik direktor olabiliyor, muzik yazarlarinin buyuk cogunlugu da berbat muzisyenler olmuslardir muzik yapmaya kalktiklarinda. (bu uzun degerlendirmede oates bolumu icin bu yazdiklarim.)

Ludmilla dedi ki...

Çok mantıklı. O müzik yazarını hepimiz biliyoruz sanki ;)