8 May 2010

Gönül Ki Yetişmekte*


Duygusal Eğitim'i iyi yapan, kitaptan taşan gerçekçilik. Tanıtım yazısını okuyup "ömür boyu sürecek aşk" ibaresine kapılmayın, "umutsuz bir aşka tutulmuş, beklenmedik bir anda servete konarak durumu lehine çevirebilecek gencin sosyete maceraları" gözüyle de bakmayın kitaba. Zira Frederic, o her şeyin üstesinden gelen, büyük hayal kırıklıklarını bir gecede atlatan, amacına yoğunlaşıp kalan her şeyi unutabilen süper roman kahramanlarından değil. Hayatının odağına bir şey koyamayan, Arnoux'ya beslediği aşkı bile, bu yüzden de hep tökezleyen, senin benim gibi biri. 


Yine tanıtım yazısını okuyup, Savaş ve Barış gibi bir şey okuyacağınızı da sanmayın. Bu kitaptaki 48 olayları gerçekten fonda kalıyor, oldukça silik bir fon hem de bu. Philippe Desan, sonsözde bunun "öykünün meşruluğunu kanıtlayabilmek için kurmacayı yüceltmek" amacıyla yapıldığını söylemiş. "Bazı durumlar vardır, hiç de zalim olmayan bir kişioğlu öbür insanlardan öylesine ayrılmış kopmuştur ki insan soyunun yok edilişini tek kılı bile oynamadan seyreder."  Zaten şu sözleri sarf edebilmiş, amaçsız, uyuşuk ve güçsüz bir başkaraktere sahip romanın sayfalarından devrim ateşi yükselmesini beklemek saçma olurdu.

“Duygusal Eğitim, benim için hayatımda ancak iki-üç dostumun yakınlığıyla karşılaştırabileceğim derecede değerli bir kitap olmuştur; nerede, ne zaman sayfalarını çevirecek olsam, hep şaşkınlığa kapılır, teslim oluverir, hikâyeye kapılır giderim ve kendimi hep Flaubert’in manevi oğluymuşum gibi hissetmişimdir –zayıf ve beceriksiz oğlu.”
 Franz Kafka Felice’e yazdığı bir mektuptan, 15 Kasım 1915, gece yarısı


Devamlılık eksikliklerine ve birden beliren yan karakterlerin yol açtığı karmaşaya rağmen, Frederic Moreau'nun başı boş, alabildiğine amaçsız ve beceriksizce geçirdiği yaşamını okumayı çok sevdim. Hatta alıntılamak için kitabı karıştırırken birkaç sayfa okuduğumu ve hikayeye yeniden kapıldığımı fark ettim. Tanıtım yazısını okurken Kafka'nın, bir Fransız Klasiği için böyle laflar etmesini yadırgamıştım ama haklıymış. Darısı Kayıp Zamanın İzinde'nin başına.


* Adam Yayınları'ndan çıkan Cemal Süreya çevirisinin başlığı. Başarılı bir başlık olsa da, Duygusal Eğitim olarak değiştirilmesinin daha iyi olduğu kanısındayım. Zira ben, sittin sene, Gönül Ki Yetişmekte başlıklı bir kitabı alıp okumazdım.

9 yorum:

farukahmet dedi ki...

Beni de tam tersi, "Duygusal Eğitim" ismi uzaklaştırıyor. "Gönül ki Yetişmekte" ise çok güzel bir başlık (belki biraz fazla şiirsel ama...); her gördüğümde ilgimi çekmiştir. Okusam bir ara ne güzel olacak.

Ludmilla dedi ki...

@farukahmet: Beni de fazla şiirsellik cezbetmiyor hiç, çok şiirsel başlıklı kitapların uzun betimlemeler, can sıkıcı karakterler ve bıkkınlık verici olaylar zinciriyle dolu olduğunu düşünürüm, T. Kiremitçi kitaplarıyla pekişen yargı da denebilir buna. :)

Ama Süreya, ki'lere takıntılı görünüyor, "Yürek ki Paramparça" adını koymuş bir çevirisine de. :)

farukahmet dedi ki...

"Bir ihtimal daha var"a da gıcıksın o zaman? :)

Şey aklıma geldi... Passive Apathetic vardı bir zamanlar (hey gidi), onun blogunda da konusu açılmıştı zamanında. Orada sorduğumu kopyalayayım —senin fikrini de merak ettim çünkü:

« Benim elimdeki Rüzgârlı Bayır nüshasının çevirmeni Naciye Akseki Öncül diye biri. Demiş ki önsözünde:
"Benim kitabı Rüzgârlı Bayır adıyla çevirmemden önce, 40'lı yıllarda romanın çevirileri art arda piyasaya sürüldü; Ölmeyen Aşk ve Anafor Tepe'yi anımsıyorum. İkisi de film gibi ("Ölmeyen Aşk" adıyla filmi yapılmış -F) Catharine'in ölümüyle bitiyordu. ... Böylece romanın ilk tam çevirisi, Rüzgârlı Bayır adı altında... çıktı. Bu arada da Uğuldayan Tepeler ve daha başka adlar altında da ...yayımlandı. Rüzgârlı Bayır adının "Wuthering Heights" için, o uğultulu, ıssız, yabanıl tepeler için biraz yumuşak kaldığının ayrımındayım; ne var ki bu şiirsel adı çok seviyorum ve bu addan vazgeçemiyorum."

Ben de, belki çok küçükken bu nüshadan okuduğumdan, aslında bayağı yanlış bir çeviri olmasına rağmen "Rüzgârlı Bayır" isminden vazgeçemiyor, diğer isimleri garipsiyorum; ama açıkçası, çevirmeni olsaydım yine de bu ismi vermeğe cesaret bulamazdım sanki. Fikrin? Sen ne yapardın? ("Anafor Tepe" deme de!) »


Burada da "şiirli" olanı tercih etmişim bak. Kiremitçi ekolünden miyim lan yoksa ben, diye işkillenmeye başladım :(

Mevzubahis dedi ki...

Flaubert'in yazdığı herşeyi "ismi ne olursa olsun" alıp okuma taraftarıyım.

Ludmilla dedi ki...

@farukahmet : Kesinlikle "Anafor Tepe" diyorum. :)

Şaka bir yana benim de okuduğum çevirinin adı da Rüzgarlı Bayır'dı, şimdi bakınca yadırgamıyorum çok aslında ama Uğultulu Tepeler'in daha karizmatik ve uğursuz tınladığı kesin. :)

Ludmilla ki Heathcliff'in ziyadesiyle abartılmış olduğunu düşünmekte diyerek bu yoruma en uygun bitirişi de yapayım. :)

PS: Başlık - içerik ilişkisi ilginç aslında, geniş bir vakitte incelemek/irdelemek lazım. :)

@Mevzubahis : Barnes'ın yazdığı Flaubert'in Papağanı'na dönmeden ben de bitirmeyi düşünüyorum hazretin eserlerini, en merak ettiklerim Salambo ile Bouvard ile Pecuchet, bakalım bu sefer listemi tamamlayabilecek miyim? :)

farukahmet dedi ki...

Ben Gaybana Yaylalar ve Yüksek Yüksek Tepeler gibi öneriler getirmiştim ama yandaş bulamadım :(

Abartılan Heathcliff mi roman mı?

Al sana o zaman: http://www.youtube.com/watch?v=4P1nS2heuGo !

Ludmilla dedi ki...

@farukahmet : O da neydi öyle, amma ve lakin Sezar kısmı daha bombaydı. :)

Abartılan Heathcliff'e duyulan hayranlık, romana son okuduğum Dickens'tan sonra pek bir laf söyleyebileceğimi sanmıyorum.:)

Mevzubahis dedi ki...

Yeni çıkan Bir Delinin Anıları'nı tavsiye ederim. 17 yaşında yazdığına inanmak zor ama gerçek. Küçük bir alıntı:
"Çocukken, görüleni severdim; yeniyetmeyken hissedileni; erkek oldum, artık hiçbir şeyi sevmiyorum"

Ludmilla dedi ki...

@Mevzubahis: Önerinizden ve bugünkü Onur Caymaz yazısından sonra onu da listeme ekledim. :)