Zinde Be-gûr*

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi



Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kadar uzun bir ada sahip ama onun gibi sıkıcı olmayan bir kitap.

Aklımdan geçen ilk tanım buydu Yalan Yanlış hakkında. Zira Bir Maniniz Yoksa bilinen isimler tarafından övüle övüle bitirilememesi nedeniyle okuma listeme girmişti zamanında. Bu giriş "Ben bu oyunu 90'larda da oynuyordum ki?" "Bu mu ilginçmiş?" "Bu nasıl anlatım tarzıdır? Yazar kompozisyon derslerinde yazdıklarını toparlayıp kitap yapmış herhalde" diye diye kitabı ilk çeyreğinde bırakmamla sonuçlanmıştı. O zamandan bu zamana (dün oluyor) kadar herhangi bir Ayfer Tunç kitabı almadım elime. Yani neler kaçırdığını biliyor musuncularla anlaşalım baştan.

İnsan hakkında ilk izlenimi kötü olan bir yazarın yeni kitabını neden alır ve neden heyecanla bekler diye sorabilirsiniz. Sanılanın aksine verilecek çok cevabım var :

1) Adı ilgi çekici, baştan kazanıyor. Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Bir Tarih söz konusuyken sayfa sayısı 482, bu da bol hikâye demek. Deliler Evi'nde hem de. Demek ki ilgi çekici karakterler olacak ve bunların ilginç hikâyeleri.

2) Kapak tasarımı şahane. Can, Can olalı bir fare tutmuş sonunda.

3) Daha önce kitabın ilk 59 sayfası Altkitap'ta yayınlandı. Bu yazarın kitabına sonsuz güveni olarak yorumlanabilir, neticede başını beğenmeyenler kitabı almayabilir. Ya da ilk 59 sayfa o kadar beğenilir ki kitap sabırsızlıkla beklenir, zamanla beklentiler büyür ve ele geçen devam metni okuyucuyu tatmin etmez. Bunu göze almak büyük cesaret ister. Kapak ya da ad bahane, indirdiğim halde beğenirsem zor beklerim düşüncesiyle başlamadığım kitabı asıl okuma nedenim bu cesaret aslında.


Ve bu cesaret boşa değil. Ayfer Tunç gerçekten ismin ve kapağın yarattığı beklentiyi aşacak bir kitap yazmış. Birbirinden ilginç karakterlerle ve onların kimi yerlerde birbiriyle kesişen hikâyeleriyle dolu kitap. Ana hikâye devamlı yeni karakterlerin yeni hikâyeleriyle bütünlüğünü kaybetmeden zenginleşiyor. O kadar çok karakter var ki, Ayfer Tunç'un hayal gücüne - aslında hayal gücü demek yanlış, " ben bunları hikâyeme katarım ve kitabı dağıtmam" kısmını uygulayabilmesine- şaşmamak elde değil. "Çok karakter, çok hikâye dedin aklıma karışır benim öyle" diyeceklere müjde, kitabın sonunda dev bir dizin var, hem alfabetik hem de parantezlerle anında şimşek çaktıracak bilgilerle donanmış. Gerçi şöyle bir durum var, ben dizine sadece iki kere başvurdum, biri bir karakterin diğer bir karakterle bağlantısı var mı diye hatırlayamadığımdan, diğeri e-book'un bitişinin asıl kitapta kaçıncı sayfaya denk geldiğini bulmak içindi. Çünkü betimlemeler öyle akılda kalıcı, bir hikâyeden diğerine geçişler ve dönüşler öyle özenli ki "o kimdi, unuttum" demek biraz zor.

Neticede Hamdi Koç'un bir anda sıfırladığı, Alper Canıgüz'ün toparlamaya yetmediği son dönem Türk Edebiyatı'na olan inancımı tazelediği için Ayfer Tunç'a teşekkür eder, tüm hikâye içinde hikâye sevenlere, bol karakterli roman hastalarına bu kitaba verecekleri parayı gönül rahatlığıyla gözden çıkarabileceklerini söylemek isterim. Sırf o alacalı bulacalı kapağa verilir o para. :)


*Diri Gömülen anlamına gelen Sadık Hidayet'in bir öykü kitabı. Kitapla da bağlantısı var ayrıca :)


Çokkitapsever ya da kitapçoksever

in

Benim Kitaplarım - Sema Aslan

Bu adı taşıyan ve kapağında Orhan Pamuk (en sevdiğim yazarlardan), Adalet Ağaoğlu (sevdiğim ender kadın yazarlardan), Enis Batur (henüz okuma fırsatını bulamadığım kültür abidesi izlenimi veren yazarlardan), Selim İleri (derlemelerini sevdiğimden ötürü neler okuduğunu merak ettiğim yazarlardan), Elif Şafak (eskiden çok sevdiğim yazarlardan) ve bonus Selçuk Altun (Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir'den beri nasıl bu kadar çok ve ne okuduğunu merak ettiğim yazarlardan) isimlerini; içinde onlarla okuma zevkleri, kitaplıklarının değerli parçaları, ilginç kitap alış öyküleri hakkında birer röportajı ve bu isimlerin yanı sıra başkalarının da kitaplıklarının fotoğraflarını içeren bir kitabı kaçırmam söz konusu olamazdı. Nitekim İlknokta'nın 14 günde birçok eksikle elime ulaştırmaya başardığı(!) siparişimde merakla beklediğim 2 kitaptan biri Benim Kitaplarım'dı. (Diğeri Ayfer Tunç'la pek aram olmamasına rağmen bünyemde umulmadık bir heyecan yaratan -isminden ve kapağından kaynaklanıyor olsa gerek- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi.) Kargo kutusunu parçalamamla Orhan Pamuk'un bulunduğu sayfayı açmam arasında bir dakika yoktur, öyle ki eksikleri yaklaşık yarım saat sonra Elif Şafak'ın boş kitaplığını görünce kutunun öyle dopdolu görünmediğini anımsayarak fark ettim. O ana kadar gözüme çarpanlar Orhan Pamuk röportajının pek öyle bilinmedik şeyler içermediği (sanırım eski bir röportajıydı), hiç sevmediğim Perihan Mağden'in kitaplıklarının eve dağılımının çok estetik olduğu, 2 çocuk annesi Elif Şafak'ın artık bayatlamış "gezginim, göçebeyim, çok az şeye sahibim" söylevinden vazgeçmediği, Selçuk Altun'un temiz yüzlü, efendi banka müdürlerine benzediği, Enis Batur'un kitaplığının hatırımda kalandan çok daha farklı olduğu. (Benim anımsadığım Picus Dergisi'nde olmalı, Enis Batur siyah kapaklı dolapların önünde, kapakları açıp içindekileri göstermiyor bile. Akıl sağlığımdan şüphe ediyorum bu yüzden, o siyah kapaklı dolapların önündeki Enis Batur muydu? )

Daha sonra dikkatle inceledim tabii kitabı. Çoğu röportajı beğendiğimi söyleyemem. Adalet Ağaoğlu, Orhan Pamuk, Ayşe Kulin röportajları özenliydi. Lâkin özellikle Selçuk Altun röportajında Sema Aslan çok mekanikti. Birkaç röportajda daha bu hisse kapıldım. Karşıdaki kişi uzun uzun, hevesle bir şeylerden bahsediyor ve söz bitimi pat diğer soru. Ayşe Arman'a bayıldığımı söyleyemem ama soruların cevabının maille yollanmış hissi verdiği röportajları da sevmem. Bazılarının gerçekten iyi olduğunu göz önüne alarak beğenmediklerimin aceleye geldiğini düşünüyorum.

Ancak asıl mesele röportajlar değil; göstermeyi vaat ettiği kitaplık fotoğrafları. Ki bu kısımda çok hayal kırıklığına uğradım. Hemen örnek, Celal Şengör'ün kitaplığı. Girişte bu kitaplık hakkında bilgiler var: 2 katlı, kitaplıklar çift taraflı vs vs. Gelgelelim fotoğraflara. Gayet özel bir kütüphanenin 3 adet fotoğrafı var ki baştakine dikkat zira çift taraflı dediğimiz kitaplıkları sadece burada görebiliyoruz. Diğer 2 fotoğrafta köşeden bir kitaplık ya da birkaç çekmece önünde Celal Şengör var. Kapsamlı bir fotoğraf, kapsamlı dış görünüş falan hak getire. Çoğu röportajda da fotoğraflar böyle, anlatılanı vermekten çok uzak. Aynı rafların tekrar tekrar çekimi sadece.

Neticede Benim Kitaplarım, kitaplarına tutkuyla bağlı olan ve başkalarının, özellikle de sevdiği yazarların kitaplıklarını deli gibi merak eden beni pek tatmin etmedi. Fikir çok güzel olsa da ileride daha kapsamlı ve iyi bir çalışma yapılmasını ummaktan başka yapılacak bir şey yok.


Notlar:

1) 2.si çıkarsa kimler olsun isterim:

  • Murathan Mungan
  • İhsan Oktay Anar
  • Yıldız Ecevit
  • Cem Akaş
  • Murat Gülsoy

2) Kitaptan herhangi bir şekilde alıntı yapmak izne bağlı olduğundan röportajlardan hoşuma gidenlerin bazılarını aktarma ve örnek fotoğraf koyma arzumu bastırmak zorunda kaldım.

sevdim seni bir kere

in
Kitapsever öykücü blogger Aydan Atlayan Kedi, "i love your blog" ödülü için bir 7li seçmiş, biri de yazıdan anlaşılacağı üzere benim toparlanmaya çalışan blogum. Bu ödül "seni sadece takip listemde bir link olarak görmüyorum, sahiden vakit ayırıp okuyorum ve okuduklarımdan memnunum ki devam ediyorum" demenin bir yolu olabilir - en azından benim için öyle- yine de zaten benim için sadece link olmayan 3 mail adresine dağıttığım reader'ımdan 7 blogu nasıl seçeceğimi bilemedim. Blog yazmadan okumaya başladığım ve hâlâ okumaya devam ettiklerimi yazmaya karar verdim, sonra yeni keşfettiklerimden de ekledim. Böyle bir liste çıktı ortaya. (keşfediş sırasına göre)

Torkunc : İzedebiyat'taki öykülerinden tanıdığım bir dosttu, sonra bir gün blogu olduğunu söyledi. Daha önce birkaç kere denememe rağmen blog olayından hoşnutsuzdum, onunkini görünce " bu kadar güzel oluyorsa ben de yazmalıyım" dedim. Eskisi kadar sık yazmaması büyük kayıp.

Sera: Torkunç'un bloguna bıraktığı yorumlardan tanıdım ilk, sonra sinema yazılarından. Bir kitabı çok sevmişti sonra, Seni İçime Gömdüm. Ben de okudum ve çok sevdim. Bir müddet sonra o kadar çok ortak noktamız olduğunu fark ettik ki msn'e geçtik ve gittikçe güzelleşen, çok şey paylaştığımız bir arkadaşlığımız oldu. Film indirmeden ilk onun bloguna bakarım :)

Divadeiwob: Dolaylı olarak Torkunç'tan buldum blogunu, o zaman başkaydı adresi, neredeyse tüm yazıları birkaç günde okudum. Yazıları bitirdim, o da blogu kapattı. Sonra başka bir yerde açtı, onu da kapatıyorum derken hepsini birleştirdi, sevindim. Kişisel blog alanında bir numara benim gözümde, bir de kısaltmaları açmama huyu olmasa keşke...

Şarapçı: Babalık anıları çok eğlendirici, kitap yazıları çok düşündürücü. (blog alemindeki en güzel kitap yazıları) Özellikle Zadie Smith ve Salman Rushdie yazılarına hastayım. Kendini seyahat blogu olarak adlandırsa da Bloxoo'da, seyahat yazılarından çok daha fazlası var. Böyle bir bloga ihtiyaç vardı kesinlikle.

Endişeli Peri: Bu blogu nasıl keşfettim hatırlamıyorum. Tek bildiğim okurken yüzümde bir gülümseme oluşturan çoğu yazıyı burada okuduğum. Mizahtan değil, içinden taşan yaşam sevincinden ve güzel araştırmalardan ve harika kitap yorumlarından.

Asliberry: Yeğenim olduğundan beri ablamla okuyoruz sürekli. Gerçi önceden de okur, Yaman'a hem hayret eder hem gülerdim. Yaren dünyaya geldiğinden beri daha farklı bir gözle okuyorum, ben de Yaren'e şunu almalıyım, şunları göstereceğim ilerde vs vs.

Pucca: Günlük komedi, dedikodu ve kız muhabbeti. Evet, ilk başta fake sandım, zamanla gerçekliğine alıştım. Bir insanın başından bu kadar çok olay geçmesine, bu kadar ilginç tiplerle tanışmasına ve takılmasına hâlâ şaşıyorum gerçi.

Ben bu yazıyı yazmaya 15'inde başladım, son iki blogu yazmamıştım sadece. Bugün Divadeiwob da yazınca artık yollayayım, daha fazla tembellik yapmayayım dedim. Böyle işte.

ders çalışmamak için oyalayıcı bahaneler


Aslında bu yazı bu tarihe kalmazdı, bitişin ardından yazardım. Ama sonra güzel bir mim geldi, onu yazmaya başladım, hani nerde diyeceksiniz haklı olarak, taslaklarda. Tüm 7^'erden farklı olsun istedim yazarken, tabii tembellik 7'nin 3.süne adım atarken durdurdu beni ve gece aklıma başka bir fikir geldi sonra başkası. Neticede ben sadece "vay ne kitaptı, kurguya hasta oldum, sürükleyici ve iyi bir roman okumak isterseniz hiç kaçırmayın" yazacaktım, sonra "1. bölüm finalinin ardından bu kitabı bırakabilen olamaz" diyecektim. Sonra "Viktorya çağı lezbiyen oyunları" tamlamasını yazarın daha fazla ilgi çekmek için kurduğunu, bunu anlamak için Asuman Kafaoğlu'nun tüm eleştirisini bile değil başlığın ardından gelen birkaç cümleyi okumanızın yeterli olacağını ekleyecektim.

Neyse geç olsun, güç olmasın. Sonuçta Ustaparmak ilgiyi hak eden bir roman. Yağmurlu bir günde sıcak yatağınızda bir solukta okunabilecek türden, gerçi kalınlığını göz önüne alırsak bir soluk denmez ama 1. bölüm finalinin ardından ister istemez kalanı da ivedilikle okunacaktır. En azından ben öyle yaptım ve Öğrenme Psikolojisi çalışmayı yine ve yeniden erteledim. Başlık da ondan öyle zaten ve sabahın şu saatinde okula gitmek üzereyken aklıma başka bir şey gelmemesinden.

Ve İşimiz Bitti


Ve İşimiz Bitti

Daha önce bir yazımda da belirttiğim gibi Siren Yayınları dikkat çekici kapaklarla piyasaya sürüyor kitapları. Okuduğum 2'sine dayanarak içeriklerinin de en az kapakları kadar ilginç olduğunu söyleyebilirim. En azından ben - aradaki dedikodular hariç- tamamen 1. çoğul şahıs kullanarak yazılmış bir kitabı okumamıştım daha önce. Ya da tamamen ofis hayatı üzerine bir kitap. Evet, The Office'i sevmeye başladım sonradan, itiraf ediyorum ve belki de bu kitabı almamın nedenlerinden biri de kapağındaki "Kafka ofis ortamına düşmüş sanki... Muhteşem!" yazısıydı, diğeri de bunun altındaki ismin kitap eleştirilerini beğendiğim romanını sevmediğim Nick Hornby'ye ait olmasıydı. Neyse neticede zamanında yılın en iyi 5 kitabından biri olarak addedilmiş bu kitabı aldım ve okudum. Sonuç, Hornby'nin dediği kadar olmasa da - Kafka, hadi ama, Walking Spanish Down The Hall ve oradan geçecek bir sonraki kişinin belirsiz olması kafkaesk sayılmaz bence Mr. Hornby- eğlendim. Buradan kapaktaki Stephen King kaynaklı "Çok eğlenceli!" beyanına dayanarak kitabı okusaydım kitabı öve öve bitiremeyeceğim anlaşılıyordur zira yükselen beklenti hayal kırıklığı yaratabilir ve "bu muymuş" dedirtebilir bildiğiniz üzere. Ben bu muymuş demedim, finali özellikle çok beğendim, karakterlerin her birini çok başarılı buldum, ilginçlikleri yadsımadım, yaşananlar inanılmaz gelmedi ama sıkıcı da değildi kesinlikle. Ama bir başyapıt da değil.

Sonuç:

1. Siren'den daha çok kitap alacağa benzerim. Ölümsüz, Kaybolan ve Atmosferik Rahatsızlıklar listemde şimdilik.

2. Kitabını beğendiğim için Joshua Ferris'e mektup yazmayacağım.

3. The Office'i sevenlere bu kitabı gönül rahatlığıyla okumalarını öneririm, sevmeyenlere de bir anca önce sevmelerini ve sonra okumalarını :)

iadeli taahhütlü

Sevgili Watanabe,


Zaten normal bir insan olmadığının, normalliğin kıyısına bile yaklaşamadığının farkındaydım. 2. cildiyle haftalardır cebelleştiğim Büyülü Dağ'ı defalarca okuyabilmen sebebiyle anormalliğine saygı duymadan edemedim. Zira hangi insan evladı o kitabı tekrar ve tekrar ve tekrar okur ve her seferinde finish'i nasıl görür inan anlayabilmiş değilim. Romanlardan başka bir yerde karşıma çıkmayışına şaşmamayı öğrenmeliyim.

Gerçi belki senin okuduğun versiyonda editör notu diye birşey koymayı öğrenmiştir insanlar, kitabın bende olan Can Yayınları baskısının aksine. Böylece sinirlenmeyip devam edebilmişsindir ve belki kimbilir okuyamadığım bölümlerde göz kamaştıran, akıl karıştıran bir hazine görmüşsündür. Yine de o N-S tartışmasını defalarca okuyabildiğin için seni takdir ediyorum.

Midori'yle mutluluklar,
Ludmilla.

iadeli taahhütlü

Sevgili Nick Hornby,

Büyük heveslerle aldığım kitabında ne yazık ki umduğumu bulamadım, aslında altını çizdiğim birkaç cümle ve liste yapmaya hevesli bünyemi tatmin edecek liste manyağı karakterler dışında hiçbir şey bulamadım. Ama emin olduğum bir şey var, erkek olsaydım severdim kitabını. Sence de çok eril bir hikâye değil mi? Ama tümüyle bir erkeğin cinsel gelişim monologu olan Portnoy'un Feryadı'nda gram sıkılmazken senin aşk ve terk ediliş bile içeren kitabında yer yer patlamamdan dolayı suçu sadece erilliğe atamayacağımın farkındayım. Kadınları anlatan erkek yazarların inanılmaz detaycılığının yanında erkekleri anlatan erkek yazarların yüzeysel kalışını iyi seçilmiş kelimelerle ifade etmek istesem de sana örnek göstereceğim kitabı hiçbir zaman okuyamayacak olmandan dolayı bu cümlelerle yetiniyorum. Ve üzülerek belirtiyorum Hece Cümbüşü'nün serisi çıkarsa dönerim ancak diğer romanlarına. Okunacak bunca şey varken...

xoxo,
Ludmilla

What I Talk About When I Talk About Books*


Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

Yazmasam sahiden ayıp ederdim bu kitaba. Böyle ilginç bir ad ve dikkat çekici bir kapak nerede görülmüş? Can'ın inanılmaz kötü kapaklarından sonra Siren'in iyi sayılabilecek kapakları - en azından dikkat çekici- (bkz: Ve İşimiz Bitti) ve kitabı pek hoş tasarımı (renkli sayfalar, tashihler, resimler vs vs. yüzünden aldım demek isterdim ki kitaba şehrimdeki kitapçılardan birinde rastlasaydım büyük ihtimalle içini karıştırıp son sayfaları gördükten sonra mutlaka alırdım, amma velakin devir internet devri, şekil yerine tanıtım yazısı:



Şimdi Teneke Trampet'i taze okumuş (taze dediysem birkaç ay oldu tabii) ve Kehanet Gecesi ile beraber en favori Paul Auster romanı Ay Sarayı olan ben ki adımdan da bir Calvino sever olduğum belli bu satırlardan sonra sepete ekle butonuna basmaz mıyım? Basarım. Kitaba bayılmaz mıyım? Bayılmak ne kelime, taparım. Hemen sevecek arkadaşlara reklamını yapar, ablamın başının etini yerim, evet ben böyleyim.

Şimdi bu kitap neden sevilir?

1. Akıcı, dinamik, ilginç tarz vs vs (bkz: alıntıladığım yer)

2. Babasını kaybeden bir çocuk riskli karakter olmasına rağmen duygu sömürüsü yok

3. Şimdi Teneke Trampet'i kaç kişi okumuştur bilemem. Zira kendisi okuması zor olan kitaplardandır. Kalınlığı tuğla kitaplara çokça sempati besleyen benim için sorun olmasa da çoğu insanın gözünü korkutur, detaylıdır, kasvetlidir ve yer yer sinir bozucu başkaraktere (Oscar) sahiptir ki diğer karakterler de pek sevilesi değildir. Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'da da başrol Oscar'ın, tabii buradaki Teneke Trampet'teki versiyona göre bir hayli insancıl, sevimli, sempatik. İki kitabı da tavsiyem üzerine okuyan bir arkadaşım ikinci Oscar'ın birincisine benzerliğinin azca hata ve bir şeyler çalmasıyla sınırlı kaldığını görünce sevindiğini söyledi bana: "ikinci bir psikopat velet daha çekemezdim" Her ne kadar bu konuda hemfikir olmasak da
(ben küçük Oscar'ı ziyadesiyle severim) ana fikir şu: Günter Grass adını görünce kaçmayın.

Geçen yılı Stefan Zweig'ın muhteşem uzun öyküsü Satranç'la kapamış ben, yeni yılı bu kitapla açtığıma inanılmaz memnunum. Üzerinden bayağı zaman geçmesine rağmen yazma sebebim de bu. Ayrıca inanıyorum ki bu kitap, bu sene okuduğunu bloglarında beyan eden bloggerların favorisi olacak. Yani, bombardımana hazır olun! Ve bir kitabı almak için tüm özetini okumanız gerektiğini düşünüyorsanız, müjde en fazla bir yıl bekleyeceksiniz hatta 10 küsur ay, belki o kadar bile değil!


* Bir Haruki Murakami kitabı olan What I Talk About When I Talk About Running 'den apartmadır.


love is all you need

Bana öyle geliyor ki müziği (ve kitapları ve sinemayı ve tiyatroyu ve hissetmenizi sağlayan herhangi bir şeyi) varlığınızın merkezine yerleştirirseniz aşk hayatınızı hale yola koymak, onu bitmiş bir ürün gibi düşünmeye başlamak size uymaz. Onu kurcalamak, canlı ve çalkantılı tutmak zorundasınızdır, onu parçalarına ayrılana dek kurcalamalı ve ilmek ilmek sökmelisiniz ki en baştan başlamaya mecbur kalın. Belki de bizim gibiler, bütün gün duygusal şeyler sindiren insanlar, hayatı yüksek perdeden yaşıyor ve bunun bir sonucu olarak da kendilerini hiçbir zaman tümüyle mesut hissetmiyorlar: ya mutsuz ya da coşarcasına, sırılsıklam mesut olmak zorundayız; ama dengeli, sağlam bir ilişki sırasında bu ruh hallerini yakalamak oldukça zor oluyor.*

*Ölümüne Sadakat - Nick Hornby


Copyright © 2009 AS I LAY DYING All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.