--Spoiler barındırabilir!--
"İbi bir barda arkadaşlarıyla oturuyor, karısı atölyesinde sadece erkek modellerin resmini yapıyor, Jörgen Hofmeester salonda oturmuş küçük kızının hastalığı ile ilgili bilgilendirme kitapçığında okuduklarının altını çiziyor, Tirza ise yatak odasında çellosunun yanında üstün zekalı olarak açlıktan ölüyordu.
Yeni milenyumun başlangıcında Hofmeester ailesi hayatını işte böyle sürdürüyordu."
Aslında kitap oldukça sade ve olaysız bir biçimde açılıyor. Kızının büyük mezuniyet partisi için suşi ve saşimi yapan Jörgen, pirinç topaklarını sıkarken partide nasıl ömrünü harcamamış görüntüsü vereceğini düşünür. Yapacağı servislerle konuklarını aç bırakmayacak, Afrika yolcusu kızının seyahati hakkında bilgi verecek, yalnızlara arkadaşlık olacak, dans edecek ve bunları öyle bir şekilde yapacaktır ki kimse kendisinde kusur bulamayacaktır. Hatta kızının gitmesiyle iyice boşalacak olan, kendisi için kimliği yerine geçen evini satıp yıllar önce yarım bıraktığı edebi çalışmalarına dönmek için Doğu Avrupa'ya taşınmayı bile aklından geçirir. O kusursuz suşinin peşindeyken ve kendini bekleyen değişim için korkuya kapılmamaya karar vermişken, mutfağa varlığına hala alışmadığı karısı girer ve Jörgen'in saplantıları, korkuları, kontrol altına almakta zorlandığı şiddeti ortaya çıkar.
Arka kapağı okuyunca her şey bir anda olup bitmiş izlenimine kapılmak mümkün. Aslında işler hiç de öyle değil. Elimizin altında sayfa sayfa tanıdığımız bir karakter var. Jörgen basitçe , küçük kızı Tirza'ya saplantılı, onun için yaşayan, Tirza'nın her şeyi yapabileceğine ve ne nefret ettiği karısına ne onu hayal kırıklığına uğratan büyük kızı İbi'ye benzediğine inanan biri olarak tanımlanabilir. Bir editördür, ancak hiçbir yazar keşfedememiş, getirdiği tüm yazarlar yayınevini zarara uğratmış, yaş haddinden dolayı işten çıkarılamadığı için yapılan "işe gelme, paranı al" teklifini kabul edip her gün havaalanına giderek tanımadığı yolculara el sallayan biridir Jörgen. Geçmişini düşündüğü zaman aklına ödeme günleri gelir, paraya önem vermesi özgürlüğün ancak zenginlerin tekelinde olduğuna inandığı ve kızlarına, özellikle Tirza'ya bu imkanı sunmak içindir. Tirza'yı kendisinin olamadığı her şey yapmak ister, genç yaşta nihilizmin özünü alsın da sonradan yaşamasın diye her gece Rus Edebiyatından eserler okur Tirza'ya, çello, yüzme kurslarına götürür. Tirza her şeyde başarılıdır, çünkü o bir güneş kraliçesidir. Ama bir gün Tirza, hayatının kontrolünü eline almak için bir girişimde bulunur, yemek yememeye başlar. Jörgen, karısının suçlamaları ve psikiyatrın hastalığı tanımıyla (orta sınıf hastalığı) Tirza'sının hayatında oynadığı rolden vazgeçmek zorunda kalır.
"İnsanlar hayatlarından bir hikaye oluşturuyorlar. Düzeni bu şekilde kuruyorlar. Hikaye düzeni kurmaya yarıyor. Benim oluşturduğum hikaye ise kontrolümden çıkmış bulunuyor."
Biz tüm olanları, hiçbir şeyi unutamadığı için tarih eğitimini yarım bırakan Jörgen'in, kendi geçmişinde bir kör gibi sağa sola dokunuşlarıyla öğreniriz. Bu dokunuşlar, ne kronolojiktir ne önem sırasına göre sıralanmıştır. Bu da her sayfayla açılacak başka yönlerin, kimi zaman da büyük sürprizlerin habercisi sayılabilir. Ki bana göre kitabı başarılı yapan özellik de bu: Her sayfayla derinleşen, farklılaşan, heyecanlandıran ve şaşırtan bir hikaye örgüsüne sahip olması. Sevdiğim diğer bir yansa Jörgen'in farklılaştırılmaya çalışılmaması. Jörgen, kitabın sonunda hala kendisinin yapamadığı şeyleri başkasından beklemekten sıkılmaz. Giderayak Kaisa'ya, kendisine nasıl ölüneceğini göstermesi için döneceğinin sözünü verir. Ve tüm olanlardan sonra hala her şeyi başkaları için yapmaya devam eder. Tek isteğini gerçekleştirmek için düştüğü çöl yollarında tutar bir çocuk fahişeyle arkadaşlık eder, gerekçesi basittir: İnsanlar kaybolmadan önce arkadaşlığa gereksinim duyarlar. Oysa Jörgen'in Kaisa'yla arkadaşlığı, korkmayan, sürekli gülümseyen, sadece terk edilme arefesinde kendisine " Do you want a company sir?" diye soracak kadar anlaşabildiği birine kendini anlatmaktan ibarettir. Son bölümle Jörgen'i artık tanır, sırlarına şahit olur, ona acımakla kızmak arasında gidip gelir okur. Kitapla ilgili tek şikayetim de bu aslında, hayal gücüne gereken yeri bırakmayan, fazlasıyla açıklayıcı ve gereksizce uzun üçüncü bölüm. Dikkatli bir okurun, üçüncü bölümdeki sürprizi çok önceden tahmin edebileceğini düşünüyorum. Ve bu açıklamaya atfedilen öneme kızıyorum bu yüzden. Ve üçüncü bölüm boyunca Jörgen'in kendini anlamayan birine anlatmasından mütevellit anılarının seyrinin değiştirilmesine de kızgınım. Kimi iğrenç küçük ayrıntılar, tüm erkekler iğrençtir düsturunun ispatı için miydi, yoksa bizi anlamayan ama dinleyen birine ne kadar açılabilirizin göstergesi olması için miydi bilmiyorum. Bana gereksiz ve üçüncü bölümdeki bazı ayrıntılarla birlikte kör kör parmağım gözüme gibi geldi.
Kısaca Tirza, okunası bir kitap. Arka kapak yazısı ilginizi çektiyse okumanızı öneririm ki bu konularda çok fazla şikayet eden ben bile, arka kapak yazısına bakarak listeme aldığım bu kitaptan beklediğimi aldım. Bu kitabın ikinci baskıya gitmesini çok istiyorum, o iğrenç kapağın değişmesi için tek yol bu çünkü. O yüzden alın, okuyun, Jörgen'i tanıyın.


4 yorum:
Listeme aldım, çok teşekkürler.
Benimde çok ilgimi çekti ama büyücüyü almadan bunu alırsam haksızlık olur değil mi?
Hızına yetişememeyi özlemişim. :)
Bu kitp piyasaya ilk çıktığında dikkatimi çekmişti ama bir türlü inceleme fırsatı bulamamıştım. Senin anlatımından sonra muhakkak bir fırsat bulmam gerektiğine kanaat ettim.
@Kitap Kurdu, @Serap, @Ena : Arka kapak yazısı ilginizi çektiyse fırsatını bulduğunuz an okuyun, kaçırmayın derim. :)
Yorum Gönder