your sweet 666*

Dumas Kulübü

Son okuduğum tatmin edici olmayan kitaptan bunalmış vaziyetteyken hiç yapmadığım bir şeyi yaptım: Seneler önce izlediğim bir filmin uyarlandığı kitabı okumaya başladım. Aslında kitabı sadece ucuz diye almış (arkasında 2.90 süper fiyat yazıyordu) ve bir kenara atmıştım. Zadie'den sonra yeraltı edebiyatı hakkında bir şey bilmemekten utanarak aldığım (ve tabii arka kapakta Portnoy'un Feryadı geçtiğinden) Erskine'nin Kutusu'na başlamak için uygun bir ruh halinde olmadığımı anlayınca önce Ayrıntı Kampanyası'ndan aldığım polisiyelerden okuyayım dedim ama siyah kapaklı kitaplardan hangisini seçeceğime karar veremediğimden üst raflara yöneldi elim ve bingo, sırtı diğerlerinden farklı, adı bana daha önce heyecanlanarak okuduğum başka bir kitabı, Dante Kulübü'nü, çağrıştıran Dumas Kulübü şanslı kitabımız oldu.

Normalde alışkanlıktan okuduğum zaman seçtiğim kitaplardan genelde çok az zevk aldığımdan buraya yazmıyorum. Ve şimdi fark ettim ki, üstteki cümleyle derdimi anlatamıyorum. Ben, kitap okumadan gün geçiremeyen biriyim demek isterdim ancak daha önce altı ay boyunca elime kitap almadığım bir dönem mevcut ve çoğu insanın aksine yaz tatillerinde çok az kitap okurum. Öyle değil, ben yaşamım yolunda gitmiyorken, yapmam gereken şeylere başlayamıyorken, geleceğe dair bir planım yokken okumadan yapamayan biriyim, böyle bir durumdayken elimde okuyacak bir şey olmazsa deliriyorum. Bu sene okuduğum anormal kitap sayısı aslında hayatımın ne kadar raydan çıktığının göstergesi. Ve ben bu haldeyken yani herhangi bir sebepten canım bir şey okumak istemediğinde otomatikman bana göre okunması kolay kitaplara yöneliyorum. (bkz: Zaman Yolcusunun Karısı, Sırça Anahtar, Kara Sohbet, Kara Kule Serisi vs ) Bazen bu tarz okumalardan okuma isteğim artmış biçimde çıkıyor, kendime geliyorum (bkz: Kara Kule), bazense bu okumaların sonunda dünyadan soğuyorum.(bkz: Kara Sohbet) Bu kısım çok uzadı, blogun selameti için merak ediyorsanız, Dumas Kulübü 1. kategoride.

Her gizem/macera romanı Dumas Kulübü gibi olsun, ciğerimi yesin. Tamam, eski kitaplarla, Dumas'la, kurmacayla ilgili olması bir artı ama kurgunun sağlamlığı ya da benim bu tarz kitaplarda en çok takıldığım şey olan finalin güzelliği, o artılar olmasaydı da takdirimi toplamasına yeterdi. Corso -Balkan diyalogları, Corso - kız diyalogları, anti-kahraman sayılabilecek iyi çizilmiş Corso karakteri (ikidir Custo yazıyorum) ama en çok da Dumas göndermeleri (20. yy'dan önce tek sevdiğim Fransız lafı iddialı mı olur? ) sayesindeyse sevdiğim kitaplar kategorisine yükseldi. :)

Filme gelince, Türkiye'de 2000'de gösterime girmiş, ben sinemada izlemiştim, yani yaklaşık 9 sene olmuş ve pek bir şey hatırlamıyorum. Sadece Depp'in üstüne gelen arabayı ve yangını anımsar gibiyim ve hafif bir gerilimle filmi seyrettiğimi, ama o kadar. Ekşi'de okuduğuma göre kötü bir uyarlamaymış ve IMDB'de de Varo Borja karakteri yok, büyük ihtimalle kırpılmış bir uyarlama. Ama bunu onaylamak için hevesim ve vaktim yok, onun yerine Gran Torino izlerim.

Yazılarımı her zaman bir sonuca bağlamaktan sıkılmış biri olarak, benim gibi türün tutkunu değilseniz bile bu kitabın hoşuna gidebileceğinizi söylemekle yetineceğim. Bir de İletişim'e not, David Yıldızı diye bir şey yoktur, birini çevirirken diğerini de Davud yapabilirsiniz, Latince deyimlere dipnot düşebilirsiniz, bu sayede benim de her dakika internette o ne, bu ne diye bakınmam gerekmez ve geceleyin yatağımda rahat bir okuma yapabilirim. Haksız mıyım?

*Eh işte bir HIM şarkısı.

Copyright © 2009 AS I LAY DYING All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.