günden kalamayan

Eskiden bir kitabı yarım bırakmak bana çok yanlış gelirdi, hatta sadece iki kitabı sonuna kadar götürememiş olmakla övünürdüm ki onlar da kolay kolay okunacak kitaplar değildi - hâlâ okumam iki yazarı da, Vadideki zambak Balzac ile acılarla yoğrulmuş Gorki. Aslında bu iki yazarı okumamak pek kayıp da sayılmaz diye düşünüyorum, neticede birinden Balzac'ın eserlerini 60 yaşından sonra okurken birden "her şey aydınlandı!" dediğini duymuş ya da okumuştum, 60 yaşından sonra anlayacaksam hiç okumasam da olur havası içinde sömürü harikası Goriot Baba ile ömür boyu yetinmeye karar vermiştim. Gorki'ye gelince kitap isimleri zaten itici, zaten Gogol, Tolstoy ve Dostoyevski varken okunmasa da olur havası içindeydim ve hâlâ da öyleyim. Her neyse, bundan 3 sene önce yavaş yavaş başlarında sıkıldığım kitapları bırakıp sonra okumaya karar verdim, bu benim için büyük bir adımdı ama hâlâ bir kitabı tam olarak yarım bırakabildiğim söylenemezdi, beni sarmayanları belirsiz bir geleceğe bırakıyordum sadece. Dönüm noktası bitimine 200 sayfa kala, hatta daha bile az pes ettiğim Büyülü Dağ oldu. Ama yeterli olamamış ki bu uzun giriş kısmından anlaşılacağı üzere, aslında sevemediğim 2 kitabı elimden bırakamadım ve okudum. (Bu yazının bundan sonraki kısmında Gorki ya da Balzac yoktur, rahat olunuz.)
Bir kitap neden yarım bırakılamaz? Çok sevdiğiniz biri tavsiye eder, siz de "o kadar kötüydü ki sonuna bile gelemedim" demeyeceğinizden okursunuz ve sonra edepli bir eleştiri yapmak için kasarsınız. (Zar Adam) O kadar methedilir ki eninde sonunda hoşlanacak bir şey çıkar diye düşünüp devam edersiniz ve son sayfayı çevirdiğinizde genelde hiçbir şey yoktur. (Hayatın Kaynağı) Başladığınız andan itibaren sevmezsiniz, bir iki cümle hoşunuza gider sadece ama "şimdi öyle bir şey olacak ki" beklentisi vardır ve o beklentiyle sonuna kadar gidersiniz ve hiçbir patlama olmaz, kötü kitaplar haneniz bir sayı artar. (Melekler Erkek Olur) Sevdiğiniz bir yazarındır, bu kadar da batırmaz dersiniz, yazardan soğumakla sonuçlanır ve sonraki kitabına temkinli yaklaşırsınız. (Siyah Süt) Başı güzeldir, ilgi uyandırıcıdır ve ışık vardır, "çok güzel bir kitap olabilir" dersiniz, ilerledikçe kopmaya başlarsınız ama yine de yazarın her şeyi toparlayacağına dair umudunuz vardır, yazar gittikçe batırınca "eminim finali harikadır" diye düşünürsünüz, orada da umduğunuzu bulamazsınız. Bu yazının konusu olmayı amaçlayan iki kitap da bu son kategoriye giriyor, son yazılarımda yeni gözdem olarak lanse ettiğim Siren'den çıkma iki kitap: Anıkolik ve Ölümsüz.

Anıkolik'i Ölümsüz kadar eleştirmeyeceğim aslında, ben içine giremedim kitabın. Karakteri zerre kadar hissedemedim, yaşadıklarına hiç üzülmedim. Sempati duyamadım kısacası. Hiçbir karakter hakkıyla işlenememiş, eldeki zengin malzeme ise bum, sadece harcanmış. Harika bir kitap çıkarabilecekken ortaya Pagan Kennedy, "minimalist olayım, bilmediğim çok anlaşılmasın havasına" girmiş. En azından kısaydı da çok vaktimi harcamadım, 500-600 sayfa olsaydı iki katı sinirle otururdum klavyenin başına.

Ölümsüz'e gelince. Son yıllarda okuduğum en kötü kitaplar listesinde ilk 10'a girer. Şimdi bu kitapta güya paralel evrenler var hani Kara Kule okumasak sahiden böyle anlatılabilirmiş diyeceğiz, o kadar yüzeysel. Ve zaman yolculuğu var. Bir nevi sonsuz aşk romanı olan Zaman Yolcusunun Karısı bile bin kat doyurucu bu konuda. Güya bir villain var, ortada yok. Ve kuantum fiziği var güya, o kadar baştan savma ki bu tür kitapların genel özelliği olan meraklandırma işlevini bile yerine getiremiyor. Kitapta en çok geçen kelimeler: seni küçük piç kurusu. Bir de üstüne yayınevinden kaynaklanan basım hataları, anlatım bozuklukları eklenince sinir katsayısı tavan yapıyor tabii.
Neticede Siren, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ile Ve İşimiz Bitti ile kazandığı sempatiyi özellikle tamamen özensiz basılmış kötü kitap Ölümsüz ile kaybetti. Önceki kitapların tasarımlarına methiyeler düzmüşken bu iki kitabın da kapağını hiç sevmediğimi belirteyim. Yine de Atmosferik Rahatsızlıklar'ı deneyeyim.

Anıkolik'i Ölümsüz kadar eleştirmeyeceğim aslında, ben içine giremedim kitabın. Karakteri zerre kadar hissedemedim, yaşadıklarına hiç üzülmedim. Sempati duyamadım kısacası. Hiçbir karakter hakkıyla işlenememiş, eldeki zengin malzeme ise bum, sadece harcanmış. Harika bir kitap çıkarabilecekken ortaya Pagan Kennedy, "minimalist olayım, bilmediğim çok anlaşılmasın havasına" girmiş. En azından kısaydı da çok vaktimi harcamadım, 500-600 sayfa olsaydı iki katı sinirle otururdum klavyenin başına.

Ölümsüz'e gelince. Son yıllarda okuduğum en kötü kitaplar listesinde ilk 10'a girer. Şimdi bu kitapta güya paralel evrenler var hani Kara Kule okumasak sahiden böyle anlatılabilirmiş diyeceğiz, o kadar yüzeysel. Ve zaman yolculuğu var. Bir nevi sonsuz aşk romanı olan Zaman Yolcusunun Karısı bile bin kat doyurucu bu konuda. Güya bir villain var, ortada yok. Ve kuantum fiziği var güya, o kadar baştan savma ki bu tür kitapların genel özelliği olan meraklandırma işlevini bile yerine getiremiyor. Kitapta en çok geçen kelimeler: seni küçük piç kurusu. Bir de üstüne yayınevinden kaynaklanan basım hataları, anlatım bozuklukları eklenince sinir katsayısı tavan yapıyor tabii.
Neticede Siren, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ile Ve İşimiz Bitti ile kazandığı sempatiyi özellikle tamamen özensiz basılmış kötü kitap Ölümsüz ile kaybetti. Önceki kitapların tasarımlarına methiyeler düzmüşken bu iki kitabın da kapağını hiç sevmediğimi belirteyim. Yine de Atmosferik Rahatsızlıklar'ı deneyeyim.