
Herhangi bir şeyin ilk taslağı boktur.
Ernest Hemingway
Ernest Hemingway
Elimde iki kitap var. Azar azar, sindirerek okuduğum, bitmesin diye ağırdan aldığım, blogda 2-3 kere yazı öznesi olan Bartleby ve Şürekâsı ile "Nabokov'a bununla başlayacağım" sözünü tuttuğumun kanıtı meşhur Lolita. Yazmayı bırakanlardan kurulu bir dünyayı gözler önüne seren bir kitabı ya da her yanından ustalık akan bir başyapıtı okurken "Kitap yazmak isteseydin, ne yazmak isterdin?" sorusuna cevap vermek oldukça güç, özellikle her şeyi yarım bırakma alışkanlığından vazgeçememiş biri için. Çok eskiden Divad'ın blogunda bir yazı okumuştum, ne zaman bir hikâyede doruk noktasına ulaşsam kitaplara gömüldüğümü ve hikâyenin soğuyarak dönülmez hâle geldiğini fark ettiğimden beri, belki de bu kadar okumasam daha iyi diye düşünmedim değil. (O paragrafı satın alıyorum ayrıca, saygılar! ) Ama neticede gerçeklikten kaçış ustası olmaya ant içmiş biri, doğuştan kötü özellikler kapalı modda gelmişse dünyaya, sığındığı tek yerden çıkmaz.
Konuyu dağıttım iyice. Okuma ile yazma konusunu bağdaştıracağım şimdi. Benim için üç çeşit yazar tipi var. Biri, insana yazma şevki veren yazarlar. Gözünüzü korkutmayacak üslupları vardır, kurguları genelde çok güzeldir ama size "ben de yapabilirim" hissi verirler. Auster, McEwan, Murakami gibi. İkinci tip, insanı edebiyattan soğutan yazarlar. "Ben de bunlar kadar berbat olabilirim" düşüncesiyle yazdıklarınızı gittikçe basit bulmanıza neden olurlar. (örnek yok, kavga çıkar :) ) Üçüncü tipler ise, ağzınızın suyu akarak okuduğunuz, edebiyatın nasıl bir lütuf olduğunu tekrar tekrar anlamanıza yarayan, "Bir gün onun gibi yazabilirsem" cümlesiyle başlayan rüyalar görmenize neden olan ama bunun asla gerçekleşmeyeceğini bildiğiniz yazarlar. Bunlar benim kahramanlarım: Orhan Pamuk, Oğuz Atay, Marquez, Kundera, Fowles, Calvino, Hemingway ve pek tabii ki klasiklerden Dostoyevski, Faulkner, Dickens.
Ben ne yazmak isterdim? Üçüncü seçeneği elediğim belli, ikinci seçeneğin asla ve asla olmaması için taslak yırtma konusunda uzmanlaştım. Birinci seçenek için daha çok yol kat etmem gerekse de tercihim o yönde. Hikâyenin kusurlarını örtecek bir üslup, okuyana "Ne müthiş bir sondu!" dedirtecek bir final ve iyi bir öykü olarak tanımlanan bir konu. İnandırıcı olma noktasında sırıtmayan karakterler. Ve tüm bunların sonunda birilerinde "ben de yapabilirim" duygusunu uyandırmak.
Konuyu dağıttım iyice. Okuma ile yazma konusunu bağdaştıracağım şimdi. Benim için üç çeşit yazar tipi var. Biri, insana yazma şevki veren yazarlar. Gözünüzü korkutmayacak üslupları vardır, kurguları genelde çok güzeldir ama size "ben de yapabilirim" hissi verirler. Auster, McEwan, Murakami gibi. İkinci tip, insanı edebiyattan soğutan yazarlar. "Ben de bunlar kadar berbat olabilirim" düşüncesiyle yazdıklarınızı gittikçe basit bulmanıza neden olurlar. (örnek yok, kavga çıkar :) ) Üçüncü tipler ise, ağzınızın suyu akarak okuduğunuz, edebiyatın nasıl bir lütuf olduğunu tekrar tekrar anlamanıza yarayan, "Bir gün onun gibi yazabilirsem" cümlesiyle başlayan rüyalar görmenize neden olan ama bunun asla gerçekleşmeyeceğini bildiğiniz yazarlar. Bunlar benim kahramanlarım: Orhan Pamuk, Oğuz Atay, Marquez, Kundera, Fowles, Calvino, Hemingway ve pek tabii ki klasiklerden Dostoyevski, Faulkner, Dickens.
Ben ne yazmak isterdim? Üçüncü seçeneği elediğim belli, ikinci seçeneğin asla ve asla olmaması için taslak yırtma konusunda uzmanlaştım. Birinci seçenek için daha çok yol kat etmem gerekse de tercihim o yönde. Hikâyenin kusurlarını örtecek bir üslup, okuyana "Ne müthiş bir sondu!" dedirtecek bir final ve iyi bir öykü olarak tanımlanan bir konu. İnandırıcı olma noktasında sırıtmayan karakterler. Ve tüm bunların sonunda birilerinde "ben de yapabilirim" duygusunu uyandırmak.
Daha çok yolumun olduğumun farkındayım. Ayrıca bu yazının, cevabın ilk taslağı olduğunu göz önüne alarak Hemingway'in dediği gibi olduğunun da. Yine de yarım bırakma hevesi bünyemi sarmadan parmaklarımı klavyeye hızlı hızlı vurarak bitişi gördüğüm için mutluyum.
Aydan Atlayan Kedi'ye bu güzel mim için teşekkür ediyorum ve Parilda, Divad, Spell ve mimlere mesafeli olduğundan çekinerek Günlerin Tortusu, sobe!




7 yorum:
Bak seen, topu bana atmış kaçmış :)
Ne mi yazardım? Esasen ver aklımda bir proje ama ne zaman hayat bulur bilinmez. Aslında sen cevabı az çok tahmin ediyorsundur. Ben polisiye/gerilim romanları yazmak isterdim. Bol heyecanlı, okuyucuların sonunu merak etmekten bekleyemeyip son sayfaları açıp okuduğu türden romanlar. Bolca adli tıp barındırırdı içinde. Bolca bilmece bulmaca. Diyaloglar çok önemli benim için bu tür romanlarda. Sade ve net diyaloglar kurmak. Ama aynı zamanda bazı karakterlerin de zeka ışıltılarını açığa çıkarmak. Sağ gösterip okuyucuya sol vurmak :) Craig Russell'ı seviyorum bu konuda. Tess Gerritsen'ı tıbbi gerilim alanında çok başarılı buluyorum. Onların yazdıkları türden olabilirdi yani. Ah, bir de Yerdeniz serisi tabii ki. Ursula Le Guin gibi yazabilmeyi, öyle bir hayalgücüyle kitapları donatabilmeyi isterdim. İnsanlara ejderhaları sevdirebilmeyi, kitabı okurken kendilerini kadim zamanlarda yaşıyormuş hissetmelerini sağlayabilmeyi isterdim.
Maeve Binchy gibi yazmayı, kitaplarım bestseller bile olsa istemezdim :)(Sevenleri affetsin, biraz peşin yargılıyım bu konuda, sadece 1 kitabıyla ilgilendim ama birçok eksik nokta dikkatimi çekti.)
Bilmem bu yazdıklarım sana bir fikir verdi mi? ;)
Garip gelebilir ama 2 gündür kafamda bu soru vardı, özellikle dün Goethe'nin Genç Werther'in Acıları kitabıyla ilgili yazdığı birkaç cümlesi vardı ki, bu yazdıklarını düşünüyordum. Hatta belki yine gariptir ki, Ludmilla'yla bu konuda konuşsam diyordum.
Ya erdim filan ya da kalbim çok temiz. "ermiş" olmak bu mantıkla daha yakın :)
@Spell: Aslında tam senden beklediğim gibi bir cevap aldım. Fantastik zamanlarda ben de Raist'e eş bir büyücü yaratmak isterdim demesem yalan olur.
Maeve Binchy'ye gelince :P
Formülü buraya yazmayayım istedim. :)
@Parilda: Yok, bu ara kesişmeler üst üste geliyor, şaşmadım o yüzden. Senin hoşuna gideceğinden pasladım mimi zaten.
Edebi tartışmalara açım, bol bol konuşalım, lütfen. :)
Benim başıma böyle şeyler gelince ilk şıkkı tercih ediyorum genelde, insanlar daha bir sinir oluyor öyle diyince. :P
gene döktürmüşsün 3 çeşit yazar falan. benim aklımda daha düşsel bir yazı var bu mim'e ilişkin. ama umarım saçmalamam :))
Yok işte, ben de aklıma geldiği gibi karaladım buraya bişiler. Yazar mevzusu rehberlik dersinde aklıma geldi ama. :)
Senin yazını merakla bekliyorum, güzel olacağına da eminim. :)
Senden bir öykü okumayı öyle çok istiyorum ki Sevgili Ludmilla. Ve öyle çok merak ediyorum ki... Belki bir gün bu şansı verirsin bizlere...
Teşekkür ederim, böyle düşünmeniz beni çok mutlu etti, sahiden, hatta yüzümde aptal bir ifadeye doğru hızla yol alan bir gülümseme oluşturdu.
Yakınlarda mailinizde bir sürpriz olabilir diyeyim o zaman, en azından söz verdiğim şey. :)
Yorum Gönder