2666 ve diğer meseleler


Geçtiğimiz günlerde her zaman alışveriş yaptığım koca kitapçıdan aldığım bir kitap korsan çıktı. Garip olan, arkadaşımla bir kaç cümle üzerine tartışırken sayfa numaralarının tutmadığını fark edinceye kadar bunu anlamamamdı. Arkadaşımın ısrarı üzerine kitabı geri götürdüm, özür dileyip farkında olmadıklarını söylediler ve aynı fiyat etiketine sahip Kayıp Hayaller Kitabı'nı verdiler.

Bunları "Aman, dikkat edin, korsan dolu ortalık" demek için yazmıyorum, "Korsan satmak kadar almak da suçtur" demek için de. Zira zamanında ben de korsan kitap almadım değil, İstanbul'daki ilk yılımda bizimkilerin istediği kitapları metro çıkışı tanesi 5 milyona görünce toplamıştım. Param olmadığı zaman çokça reklamı yapılan kitapların da korsanını aldığımı hatırlıyorum. Kitabın ekonomik düzeye göre hâlâ çok yüksek fiyatlardan satışa sunulduğu ülkemizde, okumak isteyenlerin korsana yönelmelerini çok da yadırgayamıyorum aslında. Yadırgadığım maddi durumu iyi olanların bile bunun peşine düşmesi. Bunların daha beteri de var aslında, "kitaba para vermem ben" bakışlı, ilgisini çeken bir kitabı almak yerine, çevresinde bolca dedikodusu yapılan o kitabın ödünç sırasına 15. likten dâhil olmayı tercih edenler.

Konuyu buraya getirmeyi planlamamıştım, şimdi keskin bir dönüş yapmam lazım. Bu blog sayesinde çok kişi ile tanıştım, bir kısmı yakında bir ferdi olmayı düşlediğim yayın dünyasından insanlar. Ve bu blog sayesinde birtakım dedikodular kulağıma geldi. Çoğunu yazmadım, bunu da yazmazdım aslında ama işin ucunda okuma zevkimin bölünmesi ve kıramayacağım birinin yaz ısrarı var.

Mesele şu : Türkiye'deki büyük yayınevlerinden biri iflasın eşiğinde, çalışanların maaşlarını ödeyemeyecek durumda. (Kriz bahanesinden faydalanmanın cılkını çıkaran kanalların yaptığını örnek almamışsa tabii) Bunun bir bahane olduğunu farz etsek bile, çoğu yayınevinin durumu çok kötü. Bildiğiniz üzere, kriz zamanı insanlar ilk kültürel faaliyetlerden vazgeçiyorlar. (Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi meselesi) Recep İvedik'in hâlâ rekor kırmaya devam ettiği düşünülürse ve düşük okuma oranı göz önüne alınırsa vazgeçtikleri şeyin ne olduğunu tahmin etmek zor değil. Kitaplar. Sonuç: Düşen çevirmen ödenekleri, işten çıkarmaların başlaması ya da artması, ödenemeyen maaşlar, basımı geciktirilen kitaplar, vazgeçilen tasarılar, basılmayan kitaplar, boşa giden çeviriler, 2666'nın çevrilmesini yıllarca bekleyeceğe benzeyen ben.

Öneri şu aslında, gidişattan korktuysanız, edebi zevkinizin devamını düşünüyor ve ülkenin kültürel düzeyinin artışını istiyorsanız, ayrıca okumayı çok seviyorsanız maddi durumunuzun el verdiği ölçüde kitap alın. Krizin arkasına saklanmayın. Kapanan her yayınevi bir türün yok oluşu gibi görülebilir. Adam'ın boşluğu hâlâ doldurulamadı, çevirilerinin başka yayınevlerince kapılıp bolca reklamla piyasaya sürülmesinden sonra bile...

Copyright © 2009 AS I LAY DYING All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.