Okuma Günlüğü-3















Giriş:


11 Temmuz, bloga en son yazdığım tarih...(en sonuncu post, Hemingway'in muhteşem diyalogları olduğundan onu saymıyorum) Temmuz ayı boyunca çok sıkıldığımı, çok bunaldığımı, poligamiden monogamiye geçiş süresini hızlandırıp blogu silmeyi düşündüğümü hatırlıyorum. Ve bu süre zarfında kayda değer bir şey okumadığımı. En son Sarapci'nin yazısı ile Zadie Smith okumuş, diğer bir yazısıyla gaza gelerek seneler seneler evvel arka kapağın son satırındaki "fantaziyle tarihsel olgu arasında ustalıkla örtülmüş bir anlatı" kelimelerine kapılarak aldığımı düşündüğüm (fantastik zamanlardı, fantazi kelimesiyle bütünleşen Yüzüklerin Efendisi Metis kavramı kapağın iğrençliğini bastırmış olmalı) içinde ilginç bir burna sahip biri ve sürekli anlatıcının düzenine karışan bir hizmetçi bulunduğundan başka hiçbir şey hatırlamadığım ki bunlar da yanlış olabilir, Salman Rushdie'nin Geceyarısı Çocukları'nı okumaya karar vermiştim. İlk sayfadan "Kaderle son derece sıkı fıkı olmuştum- en iyi koşullarda bile tehlikeli bir ilişkiydi bu. Üstelik daha kendi burnumu bile silmekten acizdim." cümlesi hoşuma gitmiş, aynı sayfada "Her şeyden çok anlam yokluğundan korkuyordum" cümlesininse altını çizmiş ve Aslı Biçen'in Elif'in dediği gibi iyi bir çevirmen olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ama, Adem Aziz'in burnundan dökülen kan sabah ayazında yakuta dönüşürken ben, o an okumaya hazır olmadığımı düşündüğüm kitabı bir yere fırlatmış, kitapsız geçecek üç haftanın temellerini böylece atmış bulunmaktaydım.

Gelişme:


Uyuyamadığım gecelerin birinde, tekrar okumaya can attığım ama elimi bir türlü atmadığım Fowles'un Büyücü'sünü okumaya karar verdim. Lost'u taze bitirmiştim, hiç üretemediğim teorilerle dolu bir beynim yoktu zira Lost benim için Desmond Hume'dan ibaretti. Yine de Ada + Conchis + Alison muhteşem 3lüsü Büyücü'yü tekrar elime almam için yeterliydi. Ve Büyücü, beklenilen etkiyi gösterdi, ilk bölümlerdeyken daha önceki okumada dikkat etmediğim bir şey gördüm, bu bile sevinmem için yeterliydi. Ertesi gün kitaplarıma döneceğimi bilerek, Nicholas'la Alison'ın ayrılışına kadar olan kısmı okudum. Fowles'a ve iyi edebiyata teşekkür ederek daha mutlu uyudum.


Sabah, gecenin güzelliğini unutmaktan korkarak yollara düştüm. Kitaplıkta bekleyen kitapları okumak istemiyordu canım. Parfümün Dansı, Güneş de Doğar ve son anda poşete atılan Prozac Toplumu'yla döndüm. Son kararlar yanlıştır, Prozac Toplumu okuduğum süre boyunca yaşam enerjimi emip geriye hiçbir şey bırakmayınca bunu anladım ama artık çok geçti. Yazarın bitmeyen depresyonu, kimi yönleriyle ona benzeyen zor atlattığım kendi depresyonumu aklıma getirdi ve bazı yerlerde onun geri geleceğini ve tekrar yaşamımı karartacağını düşündüm. Açıkça bu etkiyi çok az şey yapabilirdi bana, ne Requiem For A Dream ne Tezer Özlü ne Mehmet Eroğlu. Yazarın kendini nasıl toplayıp kitabı yazdığını anlamak için tüm korkularıma rağmen kitabı bitirdim, sonucun beni tatmin etmeyeceğini, bu kitaba harcadığım zamana ve enerjiye acıyacağımı bilerek. Nitekim de öyle oldu.


Panzehir kitap. Hemingway'in Jake'i ve Bill'i (kitapta en sevdiğim karakter, hatta Hemingway kitaplarındaki en sevdiğim karakter) Wurtzel'in tüm etkisini sildi süpürdü. Hemingway okumayalı çok olmuş, güzelim diyaloglarını, kısacık ama çok şey anlatan tasvirlerinin etkileyiciliğini unutmuşum. İlk kez bir Cheers bölümünde karşıma çıkan Güneş de Doğar'ı o Cheers bölümünün ertesinde alıp okumamanın, bu kadar geciktirmenin getirdikleri... Teselli: okusaydım panzehirim ne olurdu?





Sonuç:

Hâlâ devam eden okuma maratonu. Operadaki Hayalet'ten pek keyif almasam da, İvan Denisoviç'in Bir Günü'nün beni oldukça sarstığını, Parfümün Dansı'nınsa bir türlü elime alamadığım seneler boyunca okuyanlardan duyduğum tüm övgüleri hak ettiğini söyleyebilirim.



Süren Okumalar:

Bu haftaki Radikal Kitap'ın Lessing'in yeni kitabı Alfred & Emily'nin (en sevdiğim türlerden, yarı anı, yarı kurgu) haberini vermesi, Altın Defter'i Çok Eskiden Okunmuş Ve Yeniden Okunmasının Zamanı Gelmiş Kitaplar listesinin başına getiriverdi.

Alfred & Emily'nin de kısa sürede dilimize çevrilmesini dilerken bu yazıyı gerçekten bitirebildiğime hâlâ inanamıyorum.


Copyright © 2009 AS I LAY DYING All rights reserved. Theme by Laptop Geek. | Bloggerized by FalconHive.